28 Haziran 2016 Salı

Kitap Yorumu: In the Hope of Memories (by Olivia Rivers)

Orijinal Adı: In the Hope of Memories
Yazarı: Olivia Rivers
Türü: Genç Yetişkin, Çağdaş Edebiyat
Baskı Yılı: Mart, 2016
Sayfa Sayısı: 406

Hope Jackson, nadir görülen bir kalp hastalığına yenik düşmeden önce New York sokaklarında kendi grafitilerini kullanarak geride bıraktığı dört yakın arkadaşı için bir bilmece avı hazırlar. Hope'un yönlendirmeleri oldukça basittir: Grafitiye gizlenen ipucunu bul ve hayatına yön verecek problemi çöz.
Dört genç New York sokaklarında Hope'un hazırladığı bilmece avını çözmeye ve kaybettikleri arkadaşlarının son dileğini yerine getirmeye çalışır. Fakat hesaba katmadıkları şey Hope'un grafitilerinde gizli olan ipuçlarının onları kendi şeytanlarıyla yükleştireceğidir. 


Etkileyici, duygusal ve sizi rahatsız edecek, kendi şeytanlarınızla başbaşa bırakacak bir hikaye. Genç yetişkin romanları arasında farkıyla sıyrılacağına inandığım bir üslupla yazılmış. Dört ayrı karakterin bakış açısından yazılması ve dördünden de ayrı bir tat almak her zaman rastlanan bir şey değil. 
  
"One lives in the hope of becoming a memory." ― Antonio Porchia

Hope, geleceğe umutla bakan, pozitif ve hayat dolu bir kız. Yetimhanede büyüyen ve çocukluktan beri nadir görülen bir kalp hastalığına sahip olan Hope'un çevresindekilere yaydığı enerji, onun yokluğunda okuduğumuz sayfalardan taşıyor. 

Geride bıraktığı dostları ise onun kadar pozitif olamıyor. Kali, yetimhanede beraber büyüdüğü, kardeşim dedi kız, dış görünüş takıntısı yüzünden yeme bozukluğu yaşıyor ve adım adım ölüme yaklaşıyor.

"No one ever told me that grief felt so like fear."  ― C. S. Lewis

Aiden, belki de hikayede en sevdiğim, en empati kurduğum karakter, otistik, OCD hastası ve bir dahi. Tıp kitaplarını hobi olarak okuyan, her konu hakkında bilimsel bir fikri olan Aiden, Hope'un belki de en yakını. Hope'suz yaşamak onun için bir bitiş çizgisi gibi görünse de çıktıkları bilmece avını sona ulaştırmayı kafaya koyan genç, her ipucuyla beraber sınırlarını zorlar ama pes etmez. 

"I'd assumed Aiden was a little screwy in the head, but now I wonder how much of his behaviour is craziness, and how much is his innate genius clashing with the craziness of the world. Sometimes he acts like he expects the world to be perfectly logical, to follow the easiest and most intelligent path. Maybe he's not the crazy one, but the normal one who just can't understand the insanity of his fellow humans."

Erik, Hope'un iş arkadaşı ve aynı zamanda platonik aşkı. Hope'un öldüğünü bilmeyen Erik, tatilde sandığı arkadaşını bir aydır hastanede olduğunu ve nihayetinde öldüğünü öğrendiğinde şaşkına döner. Onlar için hazırlanan bilmece avını çıkmaya karar verdiklerinde ise yeni tanıştığı Kali ve Aiden'ın birer kaçık olduğunu düşünür ama kendi sırları ve Hope'a olan duyguları onlarla empati kurmasını sağlar.

"To live is the rarest thing in the world. Most people exist, that is all." ― Oscar Wilde

Üç gencin New York'ta tanıştıkları Sam ise ekibin dördüncü halkası ve bu hikayeye renk katan bir isim. Hikaye boyunca kız mı erkek mi olduğu bilinmediği için diğer karakterler tarafından sürekli "they" diye belirtilen Sam'in cinsiyet konusundaki fikirlerini çok sevdim. "Bem Sam'im, hepsi bu." Okuduğu lise bombalandığında ciddi bir sakatlanma ile kurtulan genç, aynı olayda öğretmenlik yapan babasını kaybeder. Tekerlekli sandalyeye mahkum olan Sam'in Sherlock, Doctor Who ve Supernatural hayranlığı ise onu Hope'la buluşturur. Tumblr üzerinden tanışan ikili arkadaşlıklarını sağlamlaştırır ve birbirlerinin acılarını paylaşır.  

Hope'un bilmece avı başladığında birbirini tanımayan ve tanıştıklarında da pek hoşlanmayan bu dört genç av bittiğinde artık çok farklı düşüncelere sahiptir. Hope'un zorlu görevleri ile sırları bir bir ortaya dökülen bu çocuklar, doğru ve onları mutlu sona ulaştıracak yolu bulmaya çalışırken adeta bir psikolojik savaş verirler. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder