15 Ekim 2016 Cumartesi

Kitap Yorumu: Beni Affet, Leonard Peacock (by Matthew Quick)

Orijinal Adı: Forgive Me, Leonard Peacock 
Yazarı: Matthew Quick 
Çevirmeni: Uğur Mehter 
Türü: Genç Yetişkin, Çağdaş Edebiyat 
Yayınevi: Feniks Yayınları 
Baskı Yılı: Haziran, 2015
Sayfa Sayısı: 256

P-38'e ek olarak, dört arkadaşım için dört hediyem var. Onlara hakkıyla veda etmek istiyorum. Her birine beni hatırlayacakları bir şey vereceğim. Onları gerçekten sevdiğimi, olduğum kişiden daha fazlası olamadığım için üzüldüğümü, onlarla daha fazla takılamayacağımı, bugün olacakların onların suçu olmadığını bilmelerini istiyorum.

Bugün Leonard Peacock'ın doğum günü. Aynı zamanda bugün, sırt çantasında bir tabancayla gezdiği gün. Çünkü bugün, önce eski en iyi dostunu, ardından da kendisini büyükbabasının P-38 tabancasıyla vuracağı gün.

Sevilen yazar Matthew Quick, sıradışı bir gencin bir gününü mercek altına alan bu sürükleyici romanında hem karşı karşıya kaldığımız zorlu seçimleri, hem de her birimizin içindeki o sönmeyecek ışığı irdeliyor. 


Leonard Peacock.

18. doğum gününde, önce eski dostu, şimdiyse nefret ettiği Asher Beal'ı vurup ardından da intihar etmeye hazırlanıyor. Dedesinden kalma Nazi tabancası, P-38'i güzelce bir kutuya yerleştirip, hediye paketine sarıyor ve okul çantasına artıyor. Ama Asher'ı vurup kendi kafasına sıkmadan önce yapması gereken önemli işler var. Bu dünyada değer verdiği 4 insana hazırladığı hediyeleri vermek; birlikte eski Bogart filmleri izledikleri yan komşusu Walt, metro çıkışında tanıştığı, insanlara broşürler dağıtarak dine davet eden Lauren, İran göçmeni muhteşem keman virtiözü Baback, lisede soykırım derslerine giren Herr (Bay) Silverman. En önemlisi Herr Silverman.

Leonard, zeki, etrafında olan bitenin farkında, ciddi bir travma yaşamış buruk bir çocuk. Gülerken ağlıyor, ağlarken gülüyor. Ama hayatı sorgulayışıyla sizi fazlasıyla etkiliyor.

Etrafındaki insanlar da Leonard'ın farkında ama onu garip olarak kategorilendiriyor ve bu davranışlarının psikolojik bir nedene bağlamıyorlar. Ta ki o sabah okula gitmeden mutfak makasıyla doğradığı saçlarını görene ve davranışlarını fark edene kadar. O zaman bile işin ciddiyetini kavramıyorlar.

Amerika'da sık sık yaşanan okul baskınlarına, okul arkadaşlarını ve öğretmenlerini vuran gençlere dikkat çeken bu hikaye aklı başında, durumun farkında olan tek bir yetişkinin dahi bir trajediye nasıl yön verebileceğini iyi bir şekilde işliyor.

Leonard'ın bocalamalarını, flashbacklerini, alt metinlerini, bunalımını, cinnetini ve garip ama etkileyici gelecek mektuplarını okurken kafanız allak bullak oluyor. Yazar sizi ruhen yakalıyor.

Tek kusuru sonu sanırım. Kafasının içinde belki de hiçbir zaman huzur bulamayacak birinin o son gelecek mektubunu yazması... bilemiyorum, sanki fazla optimistçe.

Ve son olarak, Leonard'ın gelecek senaryosu fazlasıyla ürkütücü. Üzerine düşünülse sağlam bir distopik roman bile çıkar. 




Beni INSTAGRAM, TWITTER, FACEBOOK ve GOODREADS'te bulabilirsiniz.  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder