26 Ekim 2016 Çarşamba

Kitap Yorumu: Sonsuz Sayılı Günlerimiz (by Claire Fuller)

Orijinal Adı: Our Endless Numbered Days
Yazarı: Claire Fuller
Çevirmeni: Başak Yenici
Türü: Yetişkin, Çağdaş Edebiyat, Gizem
Yayınevi: Kafka Yayınları
Baskı Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 325

Peggy Hillcoat sekiz yaşındadır. Bütün yazını babasıyla kamp yaparak, çok sevdiği Demiryolu Çocukları albümünü ve annesinin piyano çalmasını dinleyerek geçirir. Ne var ki hayatı değişmek üzeredir. Dünyanın sonunun geleceğine inanan ve yiyecek stoklayan babası onu Londra'dan Avrupa'nın ıssız bir köşesindeki bir kulübeye götürür.  
Burada Peggy'ye dünyanın kalanının yok olduğunu söyler ve genç kız dokuz yıl boyunca başka kimseyi görmez. 1985 yılında Peggy eve, Londra'ya geri döner. Ama ormanda ne olmuştur? Nasıl ve neden geri dönmüştür?

"Tarihler sadece günlerimizin ne kadar sayılı olduğunu bize hatırlatmak için yapıldı. Üzerini çizdiğimiz her gün ölüme ne kadar yaklaştığımızı hatırlatmak için. Bundan sonra Punzel, güneş ve mevsimlere bakarak yaşayacağız." Beni kucağına almış, kahkahalarla döndürmüştü.
"Günlerimiz sonsuz olacak." Babamın attığı son çentikle zaman bizim için 21 Temmuz 1976 tarihinde durmuştu.

Peggy Hillcoat, dünyanın sonunun geleceğini takıntı haline getirmiş bir babayla ve piyanosu her şeyi olan bir annenin kızı olarak Londra'da yaşamaktadır. Anne ve babasının anlaşmazlıkları 8 yaşındaki kızın bile dikkatinden kaçmaz. Çocuk aklıyla her ailenin böyle bir hayatı olabileceğine inanan Peggy bir gün uyandığında annesinin işi gereği Almanya'ya gittiğini öğrenir ve babasının eğlence dolu bir macera planı ile her şeyi unutur.

Plana göre Hütte adı verilen bir kulübeyi bulmaya gidiyorlardır. Oraya varmaları günlerini alır. Bitap bir şekilde Hütte'ye vardıklarında ise babası dünyanın geri kalanının yok olduğunu ve yeryüzünde sadece ikisinin kaldığını söyleyerek küçük kızı inandırır. Yıllarca süren bu zorlu hayat karşısında baba ve kızı hayatta kalmaya çalışır. Birkaç kilometre ötelerindeki modern hayat yokmuş gibi davranmaya devam eden baba, kızını bu gerçeğe öyle bir inandırır ki küçük kız hayatta kalan tek insan olmakla gurur duyar hale gelir.

Yabani yaşama ayak uydurma, zorlu kış günleri açlık ve soğuk ile birleşince, aklını kaybetmenin eşiğine gelen babanın, neden ısrarla kızını ve kendini bu hayatı yaşamaya mecbur bıraktığına inanmak da güç hale geliyor. İnsanoğlu zorluklara bir yere kadar tahammül edebilir. Yani düşünsenize birkaç saatlik ya da birkaç günlük mesafede sıcak bir hayat, sıcak bir yemek sizi beklerken siz çocuğunuzu da aynı kadere mahkum ederek açlıktan kıvranır halde hayvan derilerini kaynatıp suyunu içiyorsunuz. Sadece hayatta kalabilmek ve egonuzu tatmin etmek için...

Bu kitap beni fazlasıyla etkiledi. Sadece vahşi hayatta geçen süreciyle değil üstelik. Çünkü asıl etkileyici kısım Peggy'nin eve dönüşüyle başlıyor. Kitabın bir kısmı 8 yaşındaki Peggy'i, diğer kısmı da 17 yaşındaki Peggy'i anlatıyor. Nasıl döndüğüne ya da başından geçenlere değinmeyeceğim, çünkü kurguyu fazlasıyla ele verir. Ama okurken yer yer tahmin yürütebilmeme rağmen bu sonu beklemiyordum. Çok çok iyiydi!



Beni INSTAGRAMTWITTERFACEBOOK ve GOODREADS'te bulabilirsiniz.  


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder