9 Şubat 2017 Perşembe

Kitap Yorumu: Senli | Merve Akıncı

Orijinal Adı: Senli
Yazarı: Merve Akıncı
Türü: Romantik, Psikoloji
Yayınevi: Müptela Yayınları
Baskı Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 160

Bu defter, beraber yaşadığımız her şeyin anısına övgüyle yazılmış, hatırlanmaya değer her şeyi içeriyor.

Hayır, bu bir günlük değil, bu senli bir anılar geçidi olacak.

Senin ve Benim...

Karan ve Bahar'ın...

Sevgin içimde büyüyen bir çığı anımsatsa da, o çığın üstüme devrilip sonumu getireceğini adım gibi bilsem de yine de yanında olduğum için, varlığını hissedebildiğim için hep binlerce kez şükrettim.

Seni sevmek daha değerliydi, kendimden daha çok…

Bu benim ilk Merve Akıncı kitabım ve son olmasına karar verdim.

Wattpad kitaplarına karşı bir önyargım var evet, ama bu kitaba o önyargıları kenara bırakarak, onları kırmak adına başladım. Ne mi oldu? Tabii ki kırılmadı, tersine önyargılarım daha sert bir hal aldı.

Senli, Bahar adında 19 yaşındaki bir genç kızın kendisinden birkaç yaş büyük ve ona pek de yüz vermeyen Karan'a aşkını anlatan ve Karan'ın karanlık, kaba hallerine sitem dolu bir mektup/günlük tadında.

Kitabın ilk birkaç bölümü (hepsi değildi, neyse ki) adeta başka bir dilden çevrilmişçesine tuhaf cümlelerle dolu. O "Ah..."lar, "your girl = kızın",  en sevdiğim yerine favori demeler falan. Çeviri yapan arkadaşlar beni daha iyi anlayacaklardır. Türk bir yazarın dilimizi bu kadar zorlaması hoşuma gitmedi açıkçası. Mesela;

"...kasvetli yatağında uzanmış olan bana doğru yaklaşmaya başladın. Ah, yatağın büyüktü."
"Sen benden büyüktün bir kere... Ah, aramızdaki lanet üç yaşı sürekli vurgulardın...."
"...karnıma öpücükler kondurmaya başladın. Yine oyuncu günündeydin."
"Sen benim favori yaramsın."
"Seni hayal edebileceğinden katlarca defa daha çok seviyorum..."
Karan'ın arkadaşı Bahar'a: "Kızını çok seviyorum ya!"

gibi gibi...

Öncelikle Bahar gibi kadınları okumaktan hiç keyif almıyorum onu belirteyim. Bahar, Stefan Zweig'in Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'ndaki isimsiz kadın gibi kendinden geçmişcesine aşık ve sinir bozucu. Karan ne yaparsa yapsın, buna Bahar'ı terslemek, herkesin içinde onu küçük düşürmek, sürekli başka bir kadına aşık olduğuna dair tavırlar sergilemek de dahil, Bahar ondan vazgeçmiyor. Ya kızım, adam seni sevmiyor, daha ne?! diye çıldırıyorsunuz. Bir kadın bence aşkından geberse de kendini bu kadar düşürmemeli. Bırakın kadını, hiçbir insan kendini bu duruma sokmamalı bence. Hiç sevmediğim haller.

Tabii bu hastalıklı aşkın devreleri gittikçe sertleşiyor ve bir yerde diyorsunuz ki bu ikiliden biri normal değil arkadaş. Zaten bunun hikayeye hizmet eden bir durum olduğunu da sonradan anlıyorsunuz.

Şimdi buraya bolca spoiler döşeyeceğim çünkü başka türlü anlatamayacağım meramımı.

Yazar son bölümlerde, katmerli bir dram olarak devam eden Bahar & Karan aşkına zirve yaptırmış. Ya da kitaptaki tabirle "altın vuruş".  Bahar, aklını başında devşirip (bayağı ironik oldu farkındayım) Karan'ı terk ediyor. Karan, zaten psikolojik anlamda iyi değilken üstüne bir de böyle bir olay yaşamayı kaldıramıyor ve intihar ediyor. Sonrası ise şok edici -olması gereken ama olamayan- bir gerçekle aydınlanıyor. Bahar'ın hastane raporları ile kızın şizofren olduğunu öğreniyoruz. Ve günlüğünde yazanların (yani okuduğumuz kitabın) bir kısmının tamamen hayal ürünü olduğunu anlıyoruz.

Yazar okuru bununla vurmak istemiş ama olmamış. Yani gerçekten olmamış, birazcık bile etkilenmedim öyle söyleyeyim. Bana kalırsa okuru vuracağı yer Karan'ın uyuşturucu komasına girdiği an olmalıydı. Karan diye biri olmasaydı mesela? Ambulans geldiğinde bir WTF anı yaşansaydı? Çok bekledim o anda bir bombanın patlamasını. Olmadı tabii. Bu tarz kurguya sahip çok güzel örnek kitaplar var, mesela Calia Read'den Kördüğüm. Yazar bu kitabı okumuş mudur diye merak ettim. Ayrıca yine bir başka örnek Emiko Jean'den Asla Ayrılmayacağız, evet bu daha zayıf bir örnek ama yine de psikolojik anlamda aynı tadı veriyor.

Kısaca konuyu kapatacak olursam sona kadar merakla, sıkmadan okunabilecek bir kurgu yaratmak yerine, Merve Akıncı birbirini tekrarlayan cümlelerle dolu, sürekli karanlık, aydınlık ve yıldızlardan dem vurarak iyi bir fikri kötü bir şekilde kaleme almış.



 

Beni INSTAGRAMTWITTERFACEBOOK ve GOODREADS'te bulabilirsiniz. 

4 yorum:

  1. Watpad yazarlarına karşı bende aynı önyargıya sahibim ve asla bu önyargımı kırıpta bir kitaplarını okuyamıyorum. Seninki iyi cesaret. :) Ayrıca mantar gibi her yerde türemelerine sinir olmaya başladım.. :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında bu asla girişmeye gönüllü olmadığım bir şeydi fakat Mersin ve Adana kitap fuarlarında çalıştım ve çalıştığım Yabancı Yayınların/İthaki Yayınları standında Wattpad kitapları basan Müptela Yayınları'nın kitaplarıyla bol bol haşır neşir oldum ama kitaplar hakkında sıfır bilgiye sahip olmak çok koydu. Yani sana bu ne anlatıyorlar diyorlar, bilmiyorum demek fena bir duygu. Bir edebiyatseverin kötü de olsa bir şey hakkında fikri olmalı diyerek kalkıştım. Sonuç malum. Bir daha asla Wattpad kitabı okumam demiyorum ama asla tercih etmem diyebilirim.

      Sil
  2. Bir de karakterlere havalı isimler koyma çabaları yok mu ölüyorum gördükçe. Hadi yazarları yaşlarından dolayı mazur görebilirim ama kitap çıkana kadar kaç kişinin elinden geçiyor kimse mi anlatımdaki bu problemleri görmüyor, yazık cidden :(

    Wattpadden çıkma sadece İdil Uzun'un Gündönümü kitabını okudum ve o da wattpad adı altında bahsedilmeyecek kadar güzeldi. Taht Oyunları ve Boleyn Kızı serpintileri taşıyan bir kitap tavsiye ederim :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İdil'i bir arkadaşım aracılığıya isim olarak biliyorum. Onun GoT sevgisi dikkatimi çekti diyeyim ya da :) Wattpad'de yazdığını bilmiyordum. Açıkçası amatör yazılan hikayeleri fanfiction sevdalısı biri olarak çok severim; iyi yazıldığı ve kullanılan dile hakim olunduğu sürece. Fanfic ortamından kitaplaşan birçok eser var, nasıl ki hepsi iyi değilse Wattpad de öyle bir şey. Ama nedense biz Türk okurların payına hep kötüleri düşüyor. Yani o ortamdan mümkün olduğu kadar uzak durmak istiyorum. Orada yazılan her Türk hikaye/kitap, yazan her Türk yazar kötü değildir elbette ama işte namı kötü ortamın.

      Sil