10 Mart 2017 Cuma

Kitap Yorumu: Seven Days of You | Cecilia Vinesse

Orijinal Adı: Seven Days of You 
Yazar: Cecilia Vinesse
Türü: Genç Yetişkin, Romantik
Baskı Yılı: Mart, 2017
Sayfa Sayısı: 336

Sophia'nın Amerika'ya dönmeden önce Tokyo'da geçireceği yedi günü kalmıştır. Bu enerjik şehire, en yakın arkadaşına, hayran olduğu ve muhtemelen hoşlandığı çocuğa veda etmek için sadece yedi gün.

Yedi mükemmel gün... 

Ta ki Jamie Foster-Collins Japonya'ya geri dönüp her şeyi mahvedene kadar.

Jamie ve Sophia'nın kalp kırıklıklarıyla dolu bir geçmişi vardır ve kızın en son istediği şey Jamie'nin gelişi ile Sophia'nın Tokyo'dan ayrılışını gölgelemesidir. Günler sayılırken Sophia'nın çevresiyle olan sakin ilişkisi karmaşık bir hale gelmeye başlar. Bu noktada ona destek çıkan tek kişi Jamie olur ve Sophia, onu yanlış yargıladığını düşünmeye başlar. Peki, ikilinin yedi kısacık günde Tokyo'da çıktıkları bu macera bir vedayla mı sonlanacaktır?


Sophia, Tokyo’da doğmuş, dört yaşındayken anne ve babası ayrılınca Amerika’ya dönmüştür. On üç yaşındayken tekrar Tokyo’ya dönen Sophia ve ailesi, annesinin Japonya’daki işi bittiği için son dört yıldır yaşadıkları Tokyo’dan ayrılmak üzeredir. İngilizce eğitim veren Tokyo International Academy’de (TCad) eğitim gören Sophia, yakın arkadaşları Mika ve David’den ayrılacağı için üzgündür. Sophia’nın Tokyo’dan ayrılmasına bir haftadan az bir zaman kalmışken orta okuldayken çok yakın olduğu ama yazdığı kötü bir mesaj yüzünden üç yıldır görüşmediği Jamie çıkagelir. Jamie, yıllar önce ailesi tarafından Amerika’da bir yatılı okula gönderilmiştir. Şimdi ise TCad’e geri dönmüştür. Sophia hala üç yıl öncesinde yazılan o mesajdan dolayı Jamie’den nefret etse de yakın arkadaşları Mika aracılığıyla sık sık biraraya gelmiş ve aralarındaki sorunları halletmeye çalışıryorlardır.
 

Evde, kız arkadaşından ayrılan kız kardeşinin bunalımlı halleri, taşınma telaşı, çok sevdiği Tokyo’dan ayrılmanın verdiği hüzünle baş etmekte zorlanan Sophia, ülkeyi özleyen Jamie’yle çıktıkları Tokyo gezintilerinde üç yılda hayatlarında yaşananları, bunun sebeplerini ve birbirlerinin hatalarını sorgularken aslında yıllardır aralarında var olan çekimi yeniden hissederler. 

Güzel, naif, sevimli bir aşk hikayesi. Sophia’nın bileğindeki, Tokyo’da kalan günlerini, son saatlerini hatırlatan zaman sayacı bölüm başlıklarını oluşturmuş. Yazarın çok belirgin bir çıkışı olmasa da rahatlıkla okunabilecek ve sevilecek bir hikaye. Romantik yapısı, karakterlerin farklı kültürlerden gelişiyle Anna and The French Kiss’i, Sophia ve Jamie’nin son birkaç günde şehri dolaşırken buldukları aşkla Before Sunrise’ı anımsatan hikaye farklı kültürlerin insanlar üzerinde bıraktığı izlere vurgu yapıyor. Bunların üstüne bir de Tokyo manzaraları eklenince ortaya hoş bir harman çıkıyor.



"Sophia Wachowski," he whispered slowly. "What will you miss about Tokyo?" 
"You, Jamie. Every time you asked me, I wanted to say you."

Pek sevdim. Anna and The French Kiss serisi tarzında bir şeyler arıyorsanız kaçırmayın derim. 


 


Beni INSTAGRAMTWITTERFACEBOOK ve GOODREADS'te bulabilirsiniz. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder