10 Nisan 2017 Pazartesi

Kitap Yorumu: Andrew Brawley'nin Sıradışı Hikayesi | Shaun David Hutchinson

Orijinal Adı: Five Stages of Andrew Brawley
Yazarı: Shaun David Hutchinson
Çevirmeni: Güneş Becerik Demirel
Yayınevi: Yabancı Yayınları 
Türü: Genç Yetişkin, LGBT
Baskı Yılı: Mayıs, 2016
Sayfa Sayısı: 334

Her şeyini kaybetmiş bir çocuğun, umudu hastane koridorlarında kovalamasının yürek burkan ama aynı zamanda umut vadeden sıcacık hikâyesi. Andrew Brawley, ailesinin geri kalanı gibi o gece ölmüş olmalıydı. Anne ve babası ölmüştü, kız kardeşi de ama kendisi kurtulmuştu. Şimdi hastanede yaşıyor, kafeteryada çalışıyor, hemşirelerle takılıp kimsenin kullanmadığı malzeme dolaplarında uyuyor. O, neredeyse görünmez, geçmişinden, suçluluk duygusundan ve onu bulmaya çalışanlardan saklanıyor. Bir tek, yarattığı süper kahraman Hasta F'nin dünyasında teselli bulabiliyor. Sonra bir gün hastaneye vücudunun yarısı, nefret dolu sınıf arkadaşları tarafından yakılmış bir çocuk geliyor. Onun acısı Drew'yu adeta çekiyor, onda umudu, mutluluğu görüyor. Hastanenin ötesinde, acı dolu geçmişlerinden uzak bir geleceği.

Ancak Drew hayatın asla bu kadar kolay olmadığını biliyor, kurtuluş için önce ölümle yüzleşmesi ve yaptıklarının bedelini ödemesi, nasıl biri olduğu gerçeğini açıklayarak geleceğe dair tüm şansını riske atması gerekiyor…

Öncelikle şunu söyleyeyim Andrew'un hikayesi etkileyici ama sıradışı değil. İsmi ve gelen yorumlar dolayısıyla, sanırım çok fazla bel bağlamıştım bu kitaba. Okurken hep büyük bir olayın patlak vermesini ve "aha işte sıradışılık buradaymış" demeyi bekledim, olmadı. Andrew'un hikayesi aslında oldukça değişik; kendisi hastanede yaşıyor. Kimse onun gerçek adını, kimliğini, nerede yaşadığını, neden sürekli hastanede dolandığını bilmiyor. Tek bildikleri adının Andrew ya da Drew olduğu, kafeteryada çalıştığı ve ileride tıp sektöründe çalışmak istediği için geceleri gönüllü olduğu. Bu ne rahat hastane demeden edemiyor insan. Gencin teki hastanede fink atıyor... İşin sıradışı kısmı buydu da ben mi gözden kaçırdım acaba? 😅

"...ikimiz de biliyorduk ki, bazı acılar hiçbir ilacın yatıştıramayacağı kadar derinde olurdu. Kemiklerinize işlerdi. İliklerinize saklanırdı; tıpkı kanser gibi."

Andrew ilginç olmasına karşın sürekli kendini tekrarlayan, psikolojisi pek de yerinde olmayan bir karakter. Azrail'in sürekli onun peşinde olduğunu söylüyor. İlk defasında alamadığı canı almaya niyetli olduğunu... Bir noktaya kadar Azrail'in esas anlamında kullandığını düşünmüştüm fakat Andrew, Azrail'in kafeteryada yemek yediğini söylediğinde bir an "bir dakika bir dakika, ne? Nasıl yani?" dedim ve sonrası çorap söküğü gibi geldi.

"Belki de cehennem, tanıştığımız yabancıların yüzlerinde yitirdiğimiz yakınlarımızı görmekti."

Sanırım bu kitabı sevmemi sağlayan noktalardan biri benim için Andrew'un çizgi romanıydı. Nereden nereye bağladı. Müthişti. Özellikle sona doğru Hasta F'nin yaşadığı değişim, dönüp en baştan çizgi romanı yeniden okutturdu. Diğer sevdiğim şey de Andrew'un hastanede edindiği arkadaşları oldu. Her biri anlatıcıdan daha değerli hale geldi.

Yani birkaç sinir bozucu detay dışında bayağı güzel, Andrew'un yazdığı çizgi roman Hafta F için bile okumaya değer diyebilirim.



Beni INSTAGRAMTWITTERFACEBOOK ve GOODREADS'te bulabilirsiniz. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder