15 Eylül 2017 Cuma

Kitap Yorumu: Biz Hep Şatoda Yaşadık | Shirley Jackson

Orijinal Adı: We Have Always Lived in the Castle
Yazarı: Shirley Jackson
Çevirmeni: Berrak Göçer
Türü: Gotik Edebiyat, Genç Yetişkin
Yayınevi: Siren Yayınları
Baskı Yılı: Mayıs 2017
Sayfa Sayısı: 183

Dünyadan gizlenerek yaşayan iki kız kardeş ve gölgesini geçmişten bugüne, onların üzerine düşüren gizemli bir olay... Usta yazar Shirley Jackson, bu kısa ve mücevher misali pırıl pırıl romanda ters köşelerle örülü bir öykü anlatıyor, okura tuzaklar ve yanılsamalarla dolu bir zemin sunuyor. Biz Hep Şatoda Yaşadık, inişleri ve çıkışları, anlatımdaki mahir sıçrayışlarıyla Shirley Jackson’ın dehasını ortaya koyuyor; üstelik karşılaşacağınız en tuhaf ve cazip roman kahramanlarından biriyle, Merricat ile tanışmanızı sağlıyor. Merricat, onu mahvedecek hakikatlerin karşısında hayallerinin sayesinde dimdik duruyor, ne ki bazı hayaller, kabuslarla koyun koyuna uyuyor.

Bugün Stephen King’den Neil Gaiman’a değin pek çok çağdaş yazarın ilham kaynakları arasında andığı Shirley Jackson, Amerikan Gotiği’nin klasiklerinden sayılan Biz Hep Şatoda Yaşadık ile anlatıcı olarak ustalığını gözler önüne seriyor ve kız kardeşliğe dair unutulmayacak bir metne imza atıyor. Doğada hiçbir şey yoktan var olmuyor ve sarayların enkaza, hayallerin hezeyana dönmesi için bir an yetiyor; geriye kala kala biraz toz, belki biraz da kül kalıyor. En ölümcül zehirler, tıpkı en kuvvetli tılsımlar gibi insan yüreğinde büyüyor ve hiçbir yer, ama hiçbir yer insanın evi gibi olmuyor.


Shirley Jackson, Biz Hep Şatoda Yaşadık'la izole bir hayat süren iki kız kardeşin hikayesini anlatırken hem gotik türünün en iyi örneklerinden birini sunuyor hem de hayatınızın sonuna kadar  aklınızda yer edinecek, her daim sevebileceğiniz nadide karakterler yaratıyor. 

"Mevsimleri yiyip bitiriyoruz. Baharı, yazı, sonbaharı yiyoruz. Bir şeylerin yetişmesini bekleyip sonra onu yiyoruz."

Blackwoodların evlerine kapanıp yaşadıkları kasaba hayatı onları insanlığın kötülüğünden korurken işler değiştiğinde başlarına gelebilecek felaketlerin ne denli kötüleşebileceğini de gözler önüne seriyor. 

Yıllarca önce ölen aile fertlerini katletmekle suçlanan evin ablası Constance, saf ama zeka küpü kardeşi Merricat ve yaşlı amcaları Julian'in hayatı her gün belirli şeyleri yapmakla geçerken birgün ansızın çıka gelen kuzen Charles'la yaşamları ve düzenleri altüst oluyor. Charles'in niyeti iyi değil. Bunun farkında olan Merricat ve Julian'ın tavırları okunmaya değer. Özellikle Julian, tüm unutkanlığına rağmen, Charles'a sarf ettiği sözler kahkahalara neden oluyor.

Evin ablası Constance, mahkemede yargılanışının ve suçsuz bulunuşunun ardından dış dünyadan ve insanlardan korkar olmuş. Toplumun, insanları baskıyla sindirme durumunun en güzel örneği olabilir bu kitap. Constance'in anaç, fedakar tavırları, Merricat'in ona karşı sevgisi ve korumacı halleri onların ailesini aile yapan şey.Belki de anne-babalarından hiçbir zaman göremedikleri sevgiyi ve yakınlığı birbirinde bulan kardeşler her bir sayfadan sevginin dolup taşmasına neden oluyor. Kasvestli bir teması olmasına rağmen içerik olarak mutluluk ve bol bol sevgi vaadediyor. Karakterleri sevmek, sevmek ve sevmek istiyorsunuz. Ne yaparlarsa yapsınlar onları yargılayamıyorsunuz. 

Mutlaka okunması gerektiğine inanıyorum. Ne yapın edin Merricat'le tanışın :)




Beni INSTAGRAMTWITTERFACEBOOK ve GOODREADS'te bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder