23 Kasım 2017 Perşembe

Kitap Yorumu: Gölün Dibindeki Ev | Josh Malerman

Orijinal Adı: A House at the Bottom of a Lake
Yazarı: Josh Malerman
Çevirmeni: Aslı Dağlı 
Türü: Gizem, Gerilim
Yayınevi: İthaki Yayınları
Baskı Yılı: Mart 2017
Sayfa Sayısı: 184

İkisi de on yedi yaşındaydı. İkisi de korkuyordu. İkisi de evet diyordu.

Mükemmel bir ilk randevuydu: üzerinde kanoyla kürek çekilen göller, sandviçler ve soğuk içecekler... Ama Amelia ve James aniden suyun altında yaşamlarını sonsuza dek değiştiren bir şey keşfettiler.

İki katlı.

Bir bahçeli.

Ve ön kapısı da açık.

Gölün dibinde bir ev.

Amelia ve James için tek bir kural var: Evle ilgili soru sormak yok. Peki böylesine muhteşem bir yerin, belli bir bedelinin olmaması mümkün mü? İkili dalgaların altında parıldayan evde vakit geçirirken gerçekler de ortaya çıkmaya başlıyor:

Bir evin boş olması, orada kimse olmadığı anlamına mı geliyor?
 
Josh Malerman denilince artık okumadan önce derin bir nefes alma isteği oluşuyor bende. Bu kitaba da o şekilde başladım. Kafes'le nasıl gerildiğimi, nasıl merakla sayfa çevirdiğimi dün gibi hatırlıyorum. O gün okuduğum son nasıl bir hayal kırıklığı yarattıysa, Gölün Dibindeki Ev'de de baştan sona aynı hayal kırıklığını yaşadım.

Yazarın şu "görülmeyene duyulan korku" kavramına ciddi bir takıntısı var. Bu kez bizi gölün dibinde var olan bir ev ve içindeki bilinmeyenlerle ürkütmeye çalışmış fakat üçüncü sınıf korku filmlerindeki tavrı yüzünden sınıfta kalmış.

On yedi yaşındaki iki gencin ilk randevuları için kanoyla gölde çıktıkları gezintiyle başlıyor her şey. Gezinti sırasında üzerinde bulundukları gölle bağlantılı bir başka göl keşfeden çift, gölü incelemeye çalıştıklarında dibindeki evi fark ediyorlar. Bu gizemli evin nasıl oraya gömüldüğünü anlamak için aşağıya indiklerinde ön kapısının açık, içindeki eşyaların ise hiçbir şekilde yerinden oynamadığını görüyorlar.

Zamanla eve duydukları takıntı ve merak ikiliyi bir bilinmeyenin içine çekiyor. "Daha fazlası"na duyulan merakla daldıkları evde, mantığa sığmayacak gizemli olaylarla karşılaşıyorlar ve birkaç bölümden sonra bu gizemli olaylar gerilimden çok saçmalık gibi gelmeye başlıyor.

Malerman, karakterlerii üzerinden "nasıl diye irdeleme", "neden diye sorgulama" baskısı oluşturuyor ve açıkçası uydurduğu, nihayeti olmayan kurguyu kaba tabirle bize yutturmaya çalışıyor. Kafes'de bu durum, dorukta yaşatılan gerilim yüzünden affedilebilirdi ama bu kitapta, durağan temposu ve itici karakterleriyle affedilemiyor.

Maalesef olmamış, hem de hiç olmamış.





Beni INSTAGRAMTWITTERFACEBOOK ve GOODREADS'te bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder