13 Kasım 2017 Pazartesi

Kitap Yorumu: Sis ve Öfke Sarayı (Dikenler ve Güller Sarayı #2) | Sarah J. Maas

Orijinal Adı: A Court of Mist and Fury (A Court of Thorns and Roses #2)
Yazarı: Sarah J. Maas
Çevirmeni: Meriç Keleş
Türü: Fantastik, Yeni Yetişkin, Romantik,
Yayınevi: DEX Kitap
Baskı Yılı: Mart 2017
Sayfa Sayısı: 647

Sarah J. Maas’ın “Taht Oyunları”nın yazarı George R. R. Martin’le karşılaştırmasına yol açan “Güller ve Dikenler Sarayı” dizisinin ikinci kitabı Sis ve Öfke Sarayı da yine temposu ve heyecanı hiç düşmeyen bir macera vaat ediyor. Bana bakan yüzü tanıyordum. Yüzünden akan sahteliği, umutsuzluğu, çürümüşlüğü tanıyordum.

Hançeri kaldırırken elim titremedi. Kemikli omzunu sıkıca tutup karşımdaki iğrenç yüze baktım – kendi yüzüme. Ve üvez hançeri tam kalbime sapladım.

Feyre, Amarantha’dan kurtulup Bahar Sarayı’na dönebildi ama bunun bedeli yüksek oldu. Her ne kadar artık Ulu Peri güçlerine sahip olsa da hâlâ bir insanın kalbini taşıyor ve Tamlin’in halkını kurtarmak için yapmak zorunda kaldıklarını unutamıyor.

Gece Sarayı’nın Yüce Lordu Rhysand’la yaptığı anlaşmayı da unutmadı. Tüm bunların ortasında Feyre, iktidar çatışmaları ve tutku oyunlarının baş döndürücü hızında yapması gerekeni yapıyor.


Sarah J. Maas yarattığı sinir bozucu anlatıcıya rağmen Dikenler ve Güller Sarayı'nda yarattığı peri dünyasıyla ilgimi çezbetmiş serinin ikinci kitabını da okumak istememe neden olmuştu. Uzun bir bekleyişin ardından nihayet bunu gerçekleştirdim fakat umduğumla karşılaşmadığımı gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.

Yaşanan onca aksiyondan sonra Amarantha ile çarpışan Feyre'nin ölüm ve hayat arasındaki mücadelesine tanık olduğumuz ilk kitabı, kızın periye dönüştürülüşü ve Tamlin'e geri dönüşüyle sonlandırmıştık. İkinci kitapta her şey kaldığı yerden devam ediyor. Tamlin fazla korumacı davranıp kızı saraya hapsediyor. Dağın Altı'nda yaşadıklarından sonra pek de kendinde olmayan Feyre bunu kaldıramıyor, üzgün ve sinirliği olduğu bir anda ise yedi perinin gücüyle tekrar hayata döndürüldüğü için yeni yeni güçler kazandığını fark ediyor. Tam bu esnada ortaya çıkan Rhysand, adeta bir kara şövalye gibi geliyor ve günü kurtarıyor.

Tamlin'in adeta bir hapishaneye çevirdiği sarayından kaçan Feyre, Rhys ile Gece Sarayı'na gidiyor ve artık orada yaşamaya başlıyor. Güçlerini keşfedip, onları nasıl kullanacağını öğrenirken biz o esnada yazarın, dolayısıyla anlatıcımız Feyre'nin Tamlin'i kaba tabirle nasıl "gömdüğüne" ve Rhysand'ı nasıl yüzelttiğine tanık oluyoruz. Evet Rhys gerçekten sağlam bir karakter, çok da seviyoruz ama keşke yazar bu kadar kasmasa, bu kadar kursağımızdan aşağı ittirmeseydi.

İlk yarısını çok sevdiğim, pek çok olayda "elbet bir açıklaması vardır" diye heyecanla okumaya devam ettiğim kitap, ikinci yarıda gözümün önünde küle döndü. Çünkü yazar belirli bir taslak üzerinden değil adeta akışına göre karakter, yetenek, ortam uydurdu. Ölüyor musun? Feyre'nin kanı ilaç. Bir yerden bir şey mi çalacaksın? Feyre bi' koşu halleder. Bir konu hakkında bilgi mi lazım? Dur şuraya bir kahin çizelim. Senin kanatların mı yok? Ne ayıp, hemen Feyre'ye bir kanat yaratalım oradan.

Kitap aynen bu şekilde yazılmış. Bu durum beni o kadar rahatsız etti ki anlatamam. Ama yine de hiçbir şey beni yazarın beyin yıkama politikası kadar sinirlendirmedi. Tamlin Feyre'yi saraya kapattı, kötü Tamlin, öcü Tamlin. Bak Rhys hiç öyle yapmıyor. Rhys cici. Rhys gibi ol. 😂 Hiç abartmıyorum, aynen böyle! Okuyanlar siz söyleyin, yalan mı? Bu beyne gönderilen Tamlin öcü, Rhys cici telkinleri o kadar (çok afedersiniz) malca ki, yazara dönüp sen ne yaptığını sanıyorsun diye haykırmak istedim. Gerçekten de kitap böyle mi yazılır? Yani okur böyle mi ikna edilmeye çalışılır? Hani bir laf vardır "Action speaks louder than words" işte Tamlin konusunda onca kötüleme havada kalıyor çünkü gerçek anlamda kötülük yaptığını sadece bir yerde görebiliyoruz. O da gerçekten Tamlin'i kötü gösteremedi benim gözümde o ayrı. Yazarın, okurlar ilk kitapta Rhys'ı daha çok sevdiği için bu kadar Rhysand üzerine oyanaması aşırı sinir bozucu ve gülünçtü bana kalırsa. 

Genel olarak değerlendirirsem aksiyon dozu yüksekti, peri dünyasına dair detaylar ve yeni ırklar tanımak keyifliydi. Rhys ve ekibini okumak ise bu kitabın belki de en mükemmel detayıydı (bu beşliyi bir AU fanfictionda okumak için sabırsılanıyorum). Altı yüz küsur sayfa olmasına rağmen bir çırpıda okunabiliyor ama yazar o kadar "olay kusmuş" ki daha kitabın yarısına gelmeden başlarda olan olayların detaylarını unutmaya başlıyor insan. Yaklaşık bir ay sonra bu kitapta neler olduğunu sorsanız büyük ihtimalle birkaç olay dışında hiçbir şey hatırlamayacağım. Sabun köpüğü kıvamındaydı. Ayrıca merak ettiğim bir başka konu da bu kitabın YA kategorisine nasıl girdiği? İkinci yarıda bolca yetişkin içeriği var. Hem de oldukça detaylı. Çok fazla Genç-Yetişkin türünde kitap okuyan biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki bu tür içerisinde şu ana kadar bu kadar detaylı cinsellik içeren bir kitaba hiç rastlamadım. Ve üzülerek söylüyorum ki bu seri bittikten sonra bir daha Sarah J. Maas okumayacağım. Okuruna satış çıkarları doğrultusunda bir şeyleri dayatmaya çalışan yazarlara tahammülüm yok. 

O kadar gömdün e bu ne şimdi diyebilirsiniz ama bu yıldızlar sırf Gece Sarayı ekibine ♥

 Dikenler ve Güller Sarayı Yorumuma Buradan Ulaşabilirsiniz 





Beni INSTAGRAMTWITTERFACEBOOK ve GOODREADS'te bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder